Atatürk Ve Kazım Karabekir Türk tarihinin en zor dönemlerinden birinde büyük başarıya imza atan iki Türk subayı, Atatürk Ve Kazım Karabekir. Bu ikili sıkı dost olmasına rağmen sonrasında aralarında dargınlıklar girecekti. Hazırlanın, iki Türk subayının hikayesine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz.
1909 yılında İstanbul’da 31 Mart Vakası denen yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanma çıktı, Hareket Ordusu denen birlik bu ayaklanmayı bastırmak için İstanbul’a doğru yola koyuldu. Mustafa Kemal ise Hareket Ordusu’nu komuta eden subaylardan biriydi. Bu birlik Yeşilköy’de durdu ve Mustafa Kemal, Kazım Karabekir ile burada tanıştı, bu tanışıklık sonraki birkaç yıl içerisinde sıkı bir dostluğa dönüştü.

Atatürk Ve Kazım Karabekir birbirlerine mektuplar yazarak iyi dileklerini birbirlerine iletmeye başladılar, bu satırlarda birbirlerine kardeşim diyerek hitap ediyorlardı, bu dostluk 1. Dünya Savaşı’ndan önce iyice pekişti.
O sıralar Enver Paşa, Almanların yanında savaşa girme isteğindeydi, Atatürk Ve Kazım Karabekir paşa ise bu savaşa girilmemesi gerektiğini düşünüyorlardı. Birlikte bu savaşa muhalif olsalar da çırpınışları nafileydi.
Savaş kaçınılmaz olunca bu iki subay farklı cephelerde düşmanla çarpışmaya başladı, bunun sonunda bu savaşa girmenin hatalı bir karar olduğu savaş bitiminde anlaşıldı.

I. Dünya Savaşı kaybedilmişti fakat Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale Cephesi’nde gösterdiği başarı ülkede iyice ünlenmesini sağlamıştı, Kazım Paşa’ysa zaten adını duyurmuş bir subaydı.
I. Dünya Savaşı sonunda Mondros Mütarekesi imzalandı ve Osmanlı toprakları işgale açık bir konuma geldi, bu anlaşma sonucunda Osmanlı fiilen çöktü ve işgal kuvvetleri yurdun her tarafında kol gezmeye başladı.
Atatürk Ve Kazım Karabekir bu durum karşısında oldukça kederlenmekteydiler hatta Mustafa Kemal İstanbul’a geldiğinde
Dolmabahçe Sarayı’nın önünde konuşlanmış düşman birliklerini görünce derin bir üzüntüye girdi ve o an dudaklarından “Geldikleri gibi giderler.” sözü döküldü.

Bu gelişmeler ışığında Atatürk Ve Kazım Karabekir bundan kurtulmanın yollarını aramaya başladılar, İstanbul’da durmanın anlamsız olduğunu düşünerek, kurtuluşun Anadolu’da başlayacağına karar verdiler.
Bu amaçla Kazım Karabekir yakın arkadaşı olan Harbiye Nezareti Müsteşarı İsmet İnönü’den kendisini derhal Anadolu’ya göndermesini istedi, Kazım Karabekir aynı isteğini Fevzi Paşa ve Cemal Paşa’ya iletti artık Kazım Karabekir için yolculuk günü yaklaşıyordu.
Yolculuğa çıkmadan önce Vahdettin’in huzuruna çıkarak onunla vedalaştı ardından Mustafa Kemal’in Şişli’deki evine gitti. Mustafa Kemal’e Anadolu’ya çıkış sebeplerini anlattı. Atatürk’ün de onayını alan bu düşüncelerden sonra Anadolu’da yine buluşmak üzere vedalaştılar.

Samsun’a çıktıktan sonra Kazım Karabekir ile irtibata devam eden Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir’e bir mektup gönderdi. İzmir’in işgal edildiğini, çevre illerinde işgal tehlikesi altında bulunduğunu söyleyerek protesto yapılmasını istedi.
Kazım Paşa Mustafa Kemal’in önerilerini memnuniyetle kabul etti, günler geçtikçe ikilinin dostluğu zirveye tırmanıyordu. Ülkeyi gezerek milleti örgütleyen ve lider pozisyonuna giren Mustafa Kemal Paşa, Samsun’dan başlayan macerasıyla
İngilizlerin dikkatini çekmeye başlamıştı ve İngilizlerin, İstanbul Hükümeti’ne yaptığı baskılar sonucu askerlikten atılması konuşulan Mustafa Kemal bu haberi alınca kendisi istifa etti ve konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı;
“Milli Mücadele uğrunda milletimle beraber serbest surette çalışmaya resmi sıfatım ve askeri görevlerim artık mani olmaya başladı.
Bu mukaddes amaç için milletle beraber sonun kadar çalışmaya bütün kutsal değerlerim adına söz vermiş olduğum, pek aşığı olduğum askerliğe bugün veda ve istifa ettim.
Bundan sonra memleketim için her türlü fedakârlıkla çalışmak üzere sine-i millete bir fert olarak hizmet edeceğimi vatanın her köşesine bildiririm.” Mustafa Kemal artık bir asker değil sivildi ayrıca hakkında tutuklanma emri bile çıkmıştı.

Bu yüzden yanındaki subaylar onu bir bir terk etmeye başladı, işte tam da bu sırada Kazım Paşa, Mustafa Kemal’e daha sıkı bağlanarak şu efsane konuşmayı yaptı; “Kumandamda bulunan subay ve birliğin, hürmet ve saygısını sunmaya geldim.
Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de bizim muhterem kumandanımızsınız… Emrinizdeyim Paşam.” Bu gelişmeler yaşandığı sırada, Damat Ferit’in emriyle Kazım Karabekir’e Mustafa Kemal’i yakalayıp İstanbul’a getirilmesi yönünde bir telgraf çekti.
Kazım Paşa, Mustafa Kemal’in şerefli bir vatansever olduğunu söyleyerek bunu asla yapmayacağını vurguladı.
İşte Kurtuluş Savaşı bu şekilde örgütlendi, bu sevgi ve saygı Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da devam etti. Röportaja gelen yabancı gazetecilere Atatürk her daim Kazım Karabekir’den bahsetti, onu daima övüp hakkını her zaman teslim etti.
Hatta İsmet İnönü hatıralarında ikilinin dostluğu hakkında şöyle demişti; “Atatürk ordu kumandanlığından istifa edip sivil olunca Karabekir onu ordu kumandanı iken nasıl bir hayat içinde yaşıyorsa o hayat içerisinde yaşattı.
Kendisi ordu kumandanı olduğu halde “Atatürk’ün emrindesiniz!” Diye emir verdi. Kendisi de Atatürk’ün emrindeymiş gibi ihtiram gösterdi. Ona hususi yaverler, vasıtalar, otomobiller tahsis etti. Ben Ankara’ya geldiğim zaman Atatürk, Karabekir’i çok methetti bana.”
Fakat bu dostluk yerini zamanla dargınlık ve kırgınlığa bıraktı. Karabekir yeniliklerin ve inkılapların kendilerine danışılmadığından şikayet ediyordu.

Aralarında Kazım Karabekir’in de bulunduğu bazı kişiler yapılan hamlelerde kendilerine danışılmadığı için ve Cumhuriyetin ilanından sonra kendilerine yeteri kadar ilgi gösterilmediği için kırgındı ancak Atatürk Nutuk’ta bu durumu şöyle açıkladı;
“Cumhuriyetin ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmayı ve onlarla görüşüp tartışmayı hiç gerek görmedim çünkü onların öteden beri ve doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu.”
Cumhuriyet’in ilanından sonra Mustafa Kemal Atatürk, Başbakan olarak Kazım Karabekir‘i düşünse de o bu teklifi reddetti çünkü Kazım Karabekir Paşa, laikliği ve bazı inkılapları milli tarihimizi lekeleyen acı verici olaylar olarak tanımlıyordu ayrıca
cumhuriyeti destekliyorum fakat saltanatı desteklemiyorum diyerek Atatürk’e üstü kapalı bir gönderme yaptı. O dönem bu gönderme spekülasyonlara sebep oldu. Kazım Paşa, Atatürk’ü diktatörlükle suçluyor söylemleri konuşulur hale geldi.
Dargınlığın sebeplerinden biriyse bazı kişilerin ikiliyi çekememesinden kaynaklanmıştı, Kazım Karabekir bir meclis konuşmasında bu konudan şöyle bahsetmişti; “Önce şunu arz edeyim ki Atatürk’ü tanıyan, hürmet eden ve onunla beraber hayatını idam sehpasına koymaya karar veren bir arkadaşınızı dinleyeceksiniz. Onun yüksek enerji ve kabiliyetini ilk takdir edenlerden birisi olan Kazım Karabekir’i samimiyetle dinleyiniz. Benim samimi arkadaşımla arama giren asalakları, maskeleri ile size arz etmek isterim.”
Kazım Karabekir sonrasında CHP ile başladığı siyasi kariyerinde kurucusu olduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile devam etti. Cumhuriyet tarihinde ilk muhalefet partisi olan bu parti artık CHP’ye başlı başına muhalif bir politika gütmeye başladı.
O sıralar dini ayaklanmalar patlak verdi, bunun sebebi olaraksa Terakkiperver Fırkası gösterildi. İkilinin arası günden güne bozuluyordu, fırka laiklikten taviz verdiği gerekçe edilerek Takrir-i Sükûn Kanunu ile birlikte 1925 yılında kapatıldı. Takvimler 1927 gösterdiğinde Atatürk’e karşı bir suikast planında bulunuldu, suikastin İzmir’in Kemeraltı semtinde yapılması planlanmıştı. Buradaki kavşakta dönmek için yavaşlayacak olan Atatürk’ün arabasına ateş edilip bomba atılacaktı fakat planları gün yüzüne çıkan suikastçiler bu emirlerini yerine getiremedi bu işe karışmış kişiler yakalandı ve suçlarını itiraf ettiler.

Bu suikast girişimine karışmış kişiler yakalandı ve suçlarını itiraf ettiler, bu suikast girişimine katılmış kişiler arasında Terakkiperver Fırkası’nın eski üyeleri de bulunuyordu.
Fırkanın kurucusu olan Karabekir Paşa bu gelişmelerin ışığında Polis Müdürü Dilaver Bey tarafından tutuklandı ancak dönemin Başbaşkanı İsmet İnönü, Kazım Karabekir gibi birinin suikast olayına karışmış olma ihtimaline inanmadı ona göre bu olay Kazım Karabekir’e karşı bir komploydu. İsmet İnönü şahsen devreye girdi ve Kazım Karabekir’i serbest bıraktı ancak bu durumdan rahatsız olan bazı isimlerin başında Ali Çetinkaya yer almaktaydı. Ali Çetinkaya, İsmet İnönü’nün mahkemelere ve yargıya müdahale ettiğini düşünerek onu Atatürk’e şikayet etti bunun üzerine İnönü’yü yanına çağıran Atatürk onunla uzun bir toplantı yaptı bunun sonunda Kazım Karabekir yeniden sorguya alındı ardından mahkemeye heyeti ile konuşma yapan Atatürk aralarında Kazım Karabekir’in de olduğu bir grubun serbest bırakılmasını istedi zaten sonrasında Kazım Karabekir’in bu işle bir alakası olmadığı anlaşıldı. Zaman bu şekilde aktı geçti, inkılaplar tam olarak oturmuş ve her şey yavaş yavaş düzene girmişti.
Atatürk arasının bozuk olduğu eski dostlarıyla arasını yeniden düzeltmek istedi, bunların arasında Rıfat Bele, Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy gibi isimler bulunuyordu.
Önce Ali Fuat Cebesoy’la yeniden samimiyet kurdu devamında bunu Rıfat Bele takip etti artık dargınlıklar yerini yeniden dostluğa bırakıyordu. Ali Fuat Cebesoy’sa Kazım Karabekir’le Atatürk’ün yeniden barışmasını canıgönülden istemekteydi hatta bu olayı kendisi şöyle anlatmıştır; “Milletler arası Tarih ve Dil Kongresi münasebetiyle, Atatürk, Kazım Karabekir Paşa’yı hatırlayarak bana Karabekir Paşa dil ve tarih ile meşgul olmuş bir arkadaştır. Niçin bu kongreye gelmiyor? Ben ona bir davetiye göndereyim.
Siz de kendisine onu özel olarak davet ettiğimi söyleyin demişti.” Karabekir Paşa, Atatürk’ten gelen bu daveti memnuniyetle kabul etti. Ali Fuat Paşa ile birlikte kongre salonuna da geldi Atatürk ile uzaktan selamlaştı ve bir süre de kongreyi izledi fakat ikili yüz yüze sohbet etme imkanı bulamamıştı. Kazım Karabekir Atatürk’le konuşamamasının sebebi olarak isim vermediği bazı kişileri sorumlu tutmuştu, o gün Kazım Karabekir Paşa bazı işlerinden dolayı kongrede fazla duramayacaktı. Kazım Karabekir bu aralıkta Atatürk’le görüşmek istemişti, bu durumu Atatürk’e bildirmeleri için bazı kişilere ricada bulundu fakat Kazım Karabekir’e göre o kişiler Atatürk’e bunu söylemedi.
Kazım Karabekir bir süre sonra kongreden çıkmak zorunda kaldı olaydan habersiz olan Atatürk kongre bittikten sonra Kazım Karabekir’in neden gittiğini sordu. Ali Fuat Paşa durumu anlattığında Atatürk üzülmüş ve bir süre sessiz kalmıştı.
Bir yanıt yazın