O, Osmanlı topraklarına 5 günlüğüne misafirliğe geldiğini söylemişti. Lakin 5 gün geldiği yerde tam tamına 5 yıl kaldı. Hatta daha fazla da kalacaktı ki padişah tarafından yaka paça, silah zoruyla ülkesine gönderilebildi.
Bu kişi “Demirbaş” lakabı verilen İsveç Kralı 12. Şarl’dır. İşte misafirliği uzatıp Osmanlı Devleti’ne kene gibi yapışan İsveç kralının hikayesi

12. Şarl 1682 yılında İsveç’in Stockholm şehrinde dünyaya geldi. Babası Kral 11. Şarl, annesi ise Kraliçe Ulrika Eleanora’ydı. 12. Şarl Kraliyet ailesindeki tek erkek evlat olduğu için yetişmesine büyük önem verildi. Askeri ve idari konularda özenle yetiştirildi.
Babasının 1697 yılındaki beklenmeyen ölümü sonucunda 12. Şarl henüz 15 yaşındayken tahta çıktı. Devraldığı İsveç Krallığı, bugünkünden çok daha büyük. Hatta bazı tarihçiler tarafından İsveç İmparatorluğu olarak adlandırılan bölgenin söz sahibi ülkelerinden biriydi.

Elbette 15 yaşında çocuk bir kralın tahta çıkması, komşu ülkelerin iştahını kabartmıştı. Bunun sonucu olarak da Danimarka, Rusya ve Polonya-Litvanya Birliği bir ittifak oluşturarak İsveç’e karşı savaş açtılar, ancak hafife aldıkları bu çocuk çetin ceviz çıkacaktı.
12. Şarl henüz 18 yaşındayken Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ı kuşatma altına aldı ve onları barışa zorlayarak savaş dışı bıraktı. Ruslar da aynı zamanda “Deli Petro” lakaplı Rus İmparatorluğu önderliğinde Narva’ya saldırmaktaydılar.
Ayağının tozuyla Danimarka’dan dönen 12. Şarl, 8.000 kişilik birlikte Deli Petro’nun üzerine Narva’ya yürüdü. Yapılan muharebede kendi ordusundan 4 kat daha büyük olan 36.000 kişilik Rus ordusunu darmadağın etti.

Son olarak Güney kıyılarına saldıran Polonya-Litvanya ordularını takip eden genç Kral 2. August önderliğindeki bu orduyu Polonya içlerindeki Kliszów bölgesinde yakaladı. Yapılan Kliszów Muharebesi’nde de galip taraf yine İsveç oldu.
12. Şarl, bu son savaşını bitirdiğinde daha 20 yaşındaydı. Bölgedeki üç büyük devleti yenerek kendini ispatlayan genç Kral rahat bir nefes aldı. Ta ki 1707 yılına kadar, 26 yaşına geldiğinde Kral 12. Şarl, tüm Rusya’yı fethetmeyi kafasına koymuştu.
Bunun için rotasını Moskova’ya çevirdi ve 35.000 kişilik ordusuyla yola çıktı. Rusya’nın en büyük silahı ise her zamanki gibi iklimi olacaktı.
Ruslar, ilerleyen İsveç birliklerinin güzergahındaki tüm kuyuları zehirleyip tarlaları ateşe verdiler. İsveçlilere faydalı olabilecek her şeyi yakıp yıktılar. Soğuk ve açlıktan kırılan İsveç ordusu Poltava’ya vardığında 20.000 kişi kalmıştı.
Rus İmparatoru 1. Petro burada önlerini keserek 80.000 kişilik ordusuyla Poltava savaşında İsveçlilere öldürücü bir darbe vurdu. İsveç Kralı, ayağından yaralanmış bir şekilde yanında bin civarı askeriyle savaş alanından kaçmayı başarmıştı.
Kuzeyi, batısı ve doğusu düşmanlarıyla çevrili ülkesinden yüzlerce kilometre ötede olan Kral 12. Şarl, son çare olarak can havliyle güneyde daha önce hiç karşılaşmadığı bir devlet olan Osmanlı Devleti’nin sınırlarına daldı.
Böylelikle kralın Osmanlı Devleti’ndeki misafirliği başlamış oldu. İsveç Kralı 12. Şarl, Osmanlı-Rus sınırındaki Bender bölgesine yerleşmiş, yaralı olduğunu, 5 gün kadar dinleneceğini ve sonra ülkesine geri döneceğini belirtmişti.
Rusya’ya karşı ittifak arayışında olan Osmanlı Devleti ise Kralı oldukça sıcak karşıladı. Aslında İsveç Kralı ilk başlarda oldukça mütevazıydı, kendisine Bender kalesinde kalabileceği söylense de o, askerleriyle kale önüne çadır kurup orada kalmayı seçti.
Kısa zamanda, başkent İstanbul’da oturan Padişah 3. Ahmet’le temasa geçerek iyi ilişkiler kurdu. İsveç Krallığının İstanbul’da sürekli bir elçi bulundurmasına izin verildi fakat Osmanlı toprakları ona rahat gelince söylediği gibi 5 gün kalmadı.
Kralın misafirliği ayları bulunca 12. Şarl’lığa hazineden ödenek bile bağlanmıştı. Sultan III. Ahmet, İsveç Kralına bir jest olarak, Rusların elinde köle olarak satılan tüm İsveçli kadın ve çocukların fidyesini ödeyerek serbest bıraktı.
Ancak bu kadın ve çocuklar, krallarının Bender bölgesinde olduğunu duyunca buraya akın ettiler. Artık çadırlara sığmayan İsveçliler, Bender Kalesi’nin karşısında evler yapmaya başladılar ve kısa zamanda burada binlerce İsveçli’nin yaşadığı bir yerleşim yeri oluştu.
Hatta Kral, burayı kendi şehriymiş gibi Şarlstad adını verdi ve kendine bir konak yaptırdı. Ayrıca, Rus karşıtı olan Kazak ve Tatarları yanına toplayarak buradan Rus sınırına küçük baskınlar düzenlemeye ve burayı bir üs olarak kullanmaya başladı.
Kral, başta da belirttiğimiz gibi tek erkek çocuktu. Yani o buradayken İsveç krallığında hak iddia eden başka biri bulunmuyordu bu sebeple kendi ülkesini buradan gönderdiği mektuplarla rahat rahat idare etmeye devam ediyordu.
Beş günlüğüne gelen İsveç Kralı neredeyse devlet içerisinde devlet kurmuştu. Osmanlı halkı da, İsveç Kralı gitmediği için “bu adam Osmanlı’nın demirbaşı oldu” diyerek ona “Demirbaş Şarl” lakabını takmıştı.
Artık bu misafirliğin fazla uzadığı ve ülkesine gitmesi gerektiği defalarca söylense de kral pek oralı olmadı. Dahası, Rusya’ya yaptığı baskınlar ve Osmanlı Padişahı III. Ahmet’i Ruslara karşı kışkırtması sonucu Rusya ve Osmanlı Devleti savaşa girdi.

Yapılan Prut Savaşı’nı Osmanlı Devleti kazandı. İmzalanan barış anlaşmasından sonra bile, Rusya’ya karşı baskınlarına devam eden ve Osmanlı-Rus barışını bozmak isteyen 12. Şarl artık iyiden iyiye göze batıyor ve sınırdaki varlığı tehlikeli bir hal alıyordu.
Gitmesi için önce krala verilen ödenek kesildi. Sonra elçisi, başkent İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Kralın padişaha mektup yazması bile yasaklandı. Son olarak bizzat Padişah 3. Ahmet kendisine şu mektubu yazarak kibarca gitmesini söylemişti: “Siz ki dostumuz İsveç kralısınız.
Bu kış içinde vilayetinize gitmeniz için tüm ihtiyaçlarınız görülmüştür. Kırım hanına ve Bender muhafızımıza nakliniz için gerekli emirler verilmiştir. Bu hattı hümayun tarafınıza varınca vakit harcamayıp vilayetinize gidiniz, aksi durumda emrimiz başka şekilde olacaktır.”
Bu mektup üzerine Demirbaş Şarl ülkesine dönmeyi kabul etti ancak ilginç bir isteği vardı: Yol boyunca onu koruması için 40 bin kişilik bir Osmanlı birliğinin İsveç’e kadar kendisine eşlik etmesini istiyordu. Bu bardağı taşıran son damla oldu.
Kralın gitmeye niyeti olmadığı belliydi. Takvimler 31 Ocak 1713 tarihini gösteriyordu. Bender’deki İsveç kampı Osmanlı askerleri tarafından kuşatıldı. Kral teslim olmayınca top atışı başlatıldı.
Bir gün boyunca top atışlarıyla dövülen İsveç kampı, ertesi gün Osmanlı askerlerinin hücumuyla sarsıldı çıkan çatışmalarda iki taraftan da yüzlerce kişi hayatını kaybetti. İsveç Kralı Demirbaş Şarl, bu saldırıda silah zoruyla ele geçirildi.
Bu küçük çaplı ilginç savaş, tarihe Bender Çatışması olarak geçecekti. Demirbaş Şarl, Edirne’ye getirilip bir süre tutsak edildi. Serbest kalırsa gideceğini söylemesi üzerine 12. Şarl serbest bırakıldı.
5 yıllık misafirliğin ardından Kral, Osmanlı topraklarını terk etmiş ve kılık değiştirerek kendi ülkesine kadar güvenli bir şekilde gitmiştir. Arkasında Osmanlı Devletine 2000 kese altın borç bıraktı ve bu borç hiçbir zaman ödenmedi.
Bir yanıt yazın